Osman Şimşek engagement report
@osmansimsek_1 - 226K followers on X
Measured over 2 original posts from a 30-day window, last computed on October 1, 2026.
Engagement
Early reading. We have captured 2 original posts for this account, below the 8 we require before treating a median as settled. The numbers above describe what we have seen so far, not a finished profile of the account.
A typical post picks up 143 interactions against 226K followers, an engagement rate of 0.063%. Posts are seen about 8.2K times each, and 1.74% of those impressions turn into an interaction. That is about 3.64% of the follower count, which is the gap between an audience on paper and an audience in a timeline. Posting runs at about 0.07 posts a day over the last 30 days, though only 7% of days saw any activity at all. Most posts go out around 16:00 UTC, and Tuesday is the busiest day of the week. Of the 2 posts sampled, 50% carry an image or video and 100% link out. The account's strongest tracked post pulled 3.3K interactions, about 23x its own typical post. Only 2 original posts have been captured so far, fewer than the 8 posts we want behind a median before treating it as settled. Read the figures above as an early measurement of this account, not as a finished profile of it.
Measured over 2 original posts from a 30-day window, last computed on October 1, 2026.
Where this sits in the catalog
At 0.063%, Osman Şimşek sits above the 25th percentile of the 212,741 accounts in this comparison. That places it in the below the median band, which runs 0.025% to 0.146%.
Show the percentile table
| Percentile | Engagement rate |
|---|---|
| 10th percentile | 0.004% |
| 25th percentile | 0.025% |
| 50th percentile | 0.146% |
| 75th percentile | 0.697% |
| 90th percentile | 2.61% |
| 99th percentile | 82.8% |
This ruler is the whole measured catalog, not a size-matched group: it shows where the raw rate falls across every account we can measure, all of which are large. For a like-for-like comparison, read the size-band percentile above instead. See how the bands are built
Posting timing
This account posts most often around 16:00 UTC, and Tuesday is its busiest day of the week. The bars below are the catalog-wide pattern, with this account's own busiest slot marked. They do not show how this account performs at each hour: we keep one aggregate per account, not one per hour, so that measurement does not exist in our data.
Show engagement by hour posted, utc as a table
| Hour (UTC) | Vs author median | Posts |
|---|---|---|
| 00:00 UTC | -1% | 89K |
| 01:00 UTC | -2% | 90K |
| 02:00 UTC | -3% | 88K |
| 03:00 UTC | -4% | 94K |
| 04:00 UTC | -5% | 76K |
| 05:00 UTC | -4% | 75K |
| 06:00 UTC | -5% | 86K |
| 07:00 UTC | -5% | 93K |
| 08:00 UTC | -4% | 108K |
| 09:00 UTC | -4% | 124K |
| 10:00 UTC | -3% | 129K |
| 11:00 UTC | -3% | 141K |
| 12:00 UTC | -3% | 154K |
| 13:00 UTC | -3% | 167K |
| 14:00 UTC | -4% | 173K |
| 15:00 UTC | -2% | 176K |
| 16:00 UTC | -3% | 171K |
| 17:00 UTC | -3% | 159K |
| 18:00 UTC | -2% | 149K |
| 19:00 UTC | -2% | 141K |
| 20:00 UTC | -1% | 131K |
| 21:00 UTC | 0% | 116K |
| 22:00 UTC | -2% | 100K |
| 23:00 UTC | -1% | 90K |
Show engagement by day of week as a table
| Day | Vs author median | Posts |
|---|---|---|
| Sunday | +5% | 393K |
| Monday | +1% | 483K |
| Tuesday | -2% | 520K |
| Wednesday | -3% | 472K |
| Thursday | -2% | 430K |
| Friday | -3% | 447K |
| Saturday | +2% | 393K |
Formats this account uses
Its own posting mix on the left, and what each of those formats does across every account we track on the right. Only formats where the effect clears our publish test appear here, so an empty row is a format we could not measure rather than one that does nothing.
| Format | This account | Catalog effect | 95% interval | Accounts behind it |
|---|---|---|---|---|
| Image or video | 50% of posts | +111% | +108% to +115% | 34K |
| Outbound link | 100% of posts | -41% | -42% to -40% | 32K |
| Typical length | - | +15% | +14% to +16% | 32K |
- 50% of this account's sampled posts carry an image or video. Across the catalog, posts with an image or video run 111% above the same accounts' other posts.
- 100% of its posts carry a link off X. Across the catalog, posts with an outbound link run 41% below the same accounts' other posts, so a large share of this account's output sits in the weakest bucket we measure.
- Its average post runs 553 characters, which falls in the over 280 characters band. Across the catalog, posts over 280 characters run 15% above the same accounts' other posts.
These are catalog-wide differences applied to this account's own posting mix, not a measurement of how each format performs for this account specifically. We keep one median per account, not one per format per account, so the second thing is not something this data can tell you.
Best tweets
- May 7, 202523x their median
"TIPTA OKUYAN YEĞENİM GÖZALTINDA" "Sevinç hn. gözaltına alınan öğrencilerden biri benim yeğenim. Kendisi tıp öğrencisi. Anne babası yurt dışında.Gerekçe:Bosna'da 2 defa ailece hasret gidermek. Kendisinden haber alamıyoruz.Ailesi ve sevenleri tedirgin🥺" YineGözaltı YineGençler
- Jun 16, 202513x their median
Bir mahpus yakını: "Sevinç hn, eşim Çorum'da tutuklu. Çoğu zaman suların akmadığını hatta bazı koğuşlarda uyuz salgınının başladığını söyledi. Çok endişeliyiz. Sesimizi duyurun." Neden su vermiyorsunuz? Herkes hastalıktan ölsün diye mi? @adalet_bakanlik #KHKlılarÇözümBekliyor https://t.co/k5G9vFVwrY
- Aug 31, 20259.9x their median
Kıymetli arkadaşlar, Ekte bir video ve videonun sonunda iki farklı tarihe ait fotoğraflar paylaşacağım. Lütfen tarihlere dikkat etmenizi rica ediyorum. Maalesef Havuz gazetecilerinin taktiklerini kullanıyor kendi dostlarımız, beni özel mektup ve görüntüleri paylaşmaya mecbur ediyorlar. Gazetecilerin (!) kara propagandaya dönüştürdükleri “uzaklaştırma” hadisesi 29 Ocak 2019’da oldu. Bu tarihi oradaki insanları arayarak da teyîd ettim. Ekte arz ettiğim videoda o senenin Haziran ve Temmuz aylarına ait fotoğraf ve Ağustos ayında gerçekleşen bir ziyaret var. Lütfen, bu videoda dargın, kırgın, kızgın, kovulmuş, mütekebbir insanlar görüyor musunuz? Soru soran bir arkadaşa da yazdım: “Sözlerini yalanlayamıyoruz, başka çare yok, vurun abalıya!” dercesine yapılan söz konusu program pek çok yalan ve iftira içermektedir. Dün birisinin yorumunu gördüm; “Herhalde Osman hoca beş vakit namaz da kılmıyor, çünkü M. Yeşilyurt dedi ki: Osman hoca cuma ve bayram namazlarına bile gelmiyordu artık.” Halbuki o şekilde bir uzaklaşma olmadığı gibi katılamadığım Cuma namazlarının da sebebini çok iyi biliyorlar. LinkedIn hesabıma bakarsanız, o tarihlerde iki sene New York’ta imam olarak çalıştığımı görebilirsiniz. Evet, PA’daki son iki senemde New York eyaletine bağlı Rockland Psychiatric Center adlı hastanede haftada iki-üç gün çalışıyordum. Bu çalışmam, muhterem Hocamızın izni ve bilgisi dahilinde idi. Dolayısıyla o iki sene boyunca Cuma ve özel günlerde ben orada Müslüman doktorlara ve hastalara namaz kıldırıyor ve programlar yapıyordum. Ücretli çalışıyordum, hem de eyalet OMH’e kayıtlı bir Muslim Chaplain - imam olarak. Diğer günler kampa gittiğimde merhum Hocamız da sürekli sorardı, ben de güzel hadiselerden ve oradaki olaylardan bilgiler verirdim. Neden olduğunu bilemesem de bu konuda maalesef yalan söyleyen arkadaşımız bunu çok iyi biliyor. Ama “Cumaya bile gelmezdi!” diye konuşuyor. İşte, Hocaefendi’yi sansürlediğim konusu da böyle bir yalan. Oysa 20 sene en büyük ve önemli iş olarak Hocamızın sohbetlerini yayınlamayı bildim. Yayında bahsettikleri gün de yine çalıştığım yerde bir programda idim. İlgili arkadaş arayınca ona şifrelerin kimde olduğunu ve videonun nasıl yükleneceğini de belirttim. Kasdi olarak mani olmak aklımın ucundan bile geçmez. Arkadaşımız bunu neden öyle anlattı anlamış değilim. Buna dair iki arkadaşımın şahitliğini ifade eden iki mesajın resmini paylaşabilirim ama o arkadaşları zor durumda bırakmak istemiyorum. Hasılı, merhum Hocamızla alakalı bir yayını yaptırmamak aklımdan dahi geçecek bir edepsizlik olamaz. Fakat ne diyeyim; öyle bir şey varmış gibi anlatanları da benim kusurlarımı da Allah affetsin. O gazetecilere de açıkladığım gibi, muhterem hocamız bazen cemal bazen de celal ile terbiye ederdi. Kimi zaman iltifat kimi zaman tedip yoluna giderdi. Cevdet Bey’den Mustafa Özcan’a kadar zaman zaman kovmadığı insan yoktur. Bir kısım iftiralar sonrası Harun, Ali ve Recep abileri aylarca kabul etmemesi de böyle bir uygulamadır. Öğrenci arkadaşlarımızdan “kovulma” tecrübesi yaşamayan yoktur. En az on defa “derslere iyi çalışmadıkları, derste ilgisiz davrandıkları ya da manevi dünyalarındaki eksiklikleri” –bunlar hocamızın ifadeleri- gibi sebeplerle bütün halka kovulmuştur. Hatta iki ya da üç defa “Madem siz gitmiyorsunuz, o zaman ben gidiyorum!” diyerek muhterem Hocamızın başka bir binaya muvakkaten taşındığı vakidir. O bahsedilen hadisede Mustafa Özcan ve iki talebe arkadaşın neden kovulduklarını bilmiyorum. 2019 yılında bir gün binaya gittiğimde kapıdaki nöbetçi “Hocaefendi bazı isimleri içeri almamamızı söyledi. Sizin adınız da var!” dediler. Evime gittim, ne hata yapmış olabileceğimi düşündüm, tevbe istiğfar ettim. Diğer üç kişi bir gün sonra gidip girmişler. Bem bir hafta gitmedim. O bir haftanın sonunda “Hocaefendi seni çağırıyor!” dediler, hemen koşup gittim. Salonda yalnızdı. İçeri girdiğimde tebessüm etti. “İnsan Hocasına küser mi?” dedi. “Estağfirullah hocam, kendi hata ve günahımın istiğfarı ile meşguldüm, çağırdığınız için teşekkür ederim!” dedim. Sonra da bu tavrının sebebini -istifsar ve bir daha yapmamk için- sordum Dediler ki: “Beni yalnız bırakıyorsunuz. Son dönemde oturumlara az geliyorsunuz. Geldiğinizde de yüzünüz asık oluyor. Oysa benim için katlanmalıydınız buradaki sıkıntılara. Ben size toz kondurmam; siz de benim için insanların ezalarına katlanmalısınız!” dedi. Hepsi bu kadar. Bütün mukaddesatım üzerien yemin ederim ki bütün hadise bundan ibaret. Fakat birileri bunu her yanda “Hocaefendi onu kovdu!” diye yayıyorlar ve bunu bir iftira kampanyasına çevirdiler. Bu hadiseden sonra üç sene daha orada kaldığımı ve sonrasında da Muhterem Hocamızın vefatından önceki ziyaretlerimi daha önce değişik vesilelerle anlattım. Bu arada, o gazeteciler (!) kendileri ile röportajdan kaçtığımı söylüyorlar. Benim çekindiğim husus kayıtlı röportajdır, çünkü nasıl montaj yapacaklarından emin değilim artık. M. Özcan ve Cevdet Bey’in ya da sadece birinin beraberce çıkacağımız bir canlı yayını, moderator kim olursa olsun, kabul ediyorum. Not: Çoklarının insafsızca saldırdığı bir dönemde, bu videoyu çekip bana gönderen arkadaşıma da minnettarım. Evet, bir bakınız, kırgın ve dargın insanlar mı görüyorsunuz?
- Dec 30, 20259.7x their median
İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râcıûn! Sevgili dostlar, Zulüm döneminin mağdurlarından kıymetli bir hanımefendiyi daha âhirete uğurladık. Nazike Gürler, Hak dostu ve Hizmet aşığı bir insan olarak yaşadı; hayatının son dönemini -binlerce emsali ile aynı kaderi paylaşarak- diyar-ı gurbette geçirdi. Sebepler planında, bir muhbirin ifadelerine dayanılarak hakkında mahkeme başlatılınca çok sevdiği vatanını terk etti. Suçu (!) bir ev hanımı olarak hanesini ve sofrasını öğrencilere açmak idi. Ayrıca, bütün Hizmet gönüllülerine ağladığı gibi -şu anda bahsetmek istemediğimiz- en yakınlarının başına gelen musibetlere de gözyaşı döktü. Bir senedir Pankreas kanseri tedavisi görüyordu. Dünya zindanını tamamladı ve dualarla, bir garip olarak Rabbine yürüdü. O benim kayınvalidem idi fakat yirmi seneyi aşkın zamandır tam bir anne gibi muamele etti ve Hizmette bir ablam olarak yaşadı. Başkalarına hep -ismiyle müsemma- nazik davrandığı gibi aile fertlerine de nezaketle muamele etti, bizleri bir gül kadar dahi incitmedi. Bunu şunun için belirtme ihtiyacı duyuyorum: Evet o “kayınvalidem” demekten şeref duyacağım bir insandı fakat her şeyden öte Hizmet gönüllüsü bir vefakâr kadın idi. Hem gurbette oluşu hem de kanser gibi bir hastalık sebebiyle vefat edişine binaen ümit ediyoruz ki Mevla onu da şehitler arasında haşr etsin ve mekanını Firdevs eylesin. Pennsylvania’da ilk muavenet kermesini organize edenlerden birisi o idi. Cenaze namazını kılmaya hazırlandığımız bu saatlerde o kermesten çok kısa bir video paylaşmak istedim, dünyanın dört bir yanındaki kardeşlerimizin de dualarını alabilmek için. Başta kayınpederin Nurettin Bey ve eşim Esra Hanım olarak ailece mesajlarınız, telefonlarınız ve dualarınız için çok teşekkür ederiz. İnşallah mesajlara daha sonra cevap vermeye çalışacağız. Allah sizlere hayırlı uzun ömür, sağlık ve afiyet lütfetsin.
- Jun 12, 20257.7x their median
Kıymetli dostlar, İki ay önce Elegance TV’de, “vasiyet” konusunda Heyet’in açıklamasını bekleyeceğimi ve ondan sonra bazı düşüncelerimi paylaşacağımı söylemiş; ayrıca, bu konuda İcra ve Meşveret Heyetlerinin beraberce hareket etmesi, gerçek bir iştişare ile hakikatin ortaya konması ve tarafların rızasının alınması gerektiğini ifade etmiştim. O programdaki sözlerimi Heyet’teki büyüklerimle ve çözümde tesiri olabilecek insanlarla yazılı olarak da paylaşmıştım. O günden itibaren Heyet’ten ağabeylerim ve aktif hizmet temsilcisi arkadaşlarım da dâhil olmak üzere pek çok kimse ile görüştüm. Moda tabir ile “iç hukuk yolları” adına bütün sebeplere başvurdum. Genelde benden, yapılan açıklamalarla yetinmem ve sükût etmem istendi. Heyet’e çalışma imkânı verebilmek için söz verdiğim programı sürekli tehir ettim. Heyhat ki bu süreçte ben sükût etsem de bazı kimseler en mübarek toplantıları bile gıybet ve iftiralarla kirletmekten geri durmadı. Sadece Mesih Ağabey’e hakaret edenlere karşı yazdığım tek X mesajından dolayı trol ordusu da yine saldırıya geçti. Kerameti kendinden, entelektüelliği kliğinden menkul sözde Asenalar ve köken dedektifliğinin hâsıl ettiği zanları hakikat gibi satan iftira makinesi nebbaşlar bir kere daha iftira ve hakaretle örülü hezeyanlarını saçtılar. Onlara yanıt verip seviyesizliklerine düşmeyeceğim. Fakat Hizmet gönüllülerine bir vefâ borcu olarak gereken tavzihleri yapacağım. Hadi onlar A’râf 176’da tarif edilen mahlûk gibiler, üzerlerine varsan da kendi hallerine bıraksan da öfkeyle solur ve diş gösterirler. Ya ka(h)raman statüko zabıtlarına ne diyeceksiniz; bunlar da hem halka arkadaşını “Yedinci kat semadaki yıldız” gördüğünü iddia ederler hem de utanmadan onun başına ahlaksız birinin "cübbe"sini geçirmek için üst üste videolar çekerler. Evet, bunları yaparken de size sürekli “sükût” mesajı, ricası ve hatta “bölücü olarak yaftalanma” tehdidi gönderirler. Aslında çok da garipsemiyorum; hayâ duygusunu yitiren birinden her şey beklenir. Zaten, verdiğim sözü tutmak adına yapacağım Cumartesi günkü programın anonsuna yapılan yorumlar, sonrasında daha da saldırganlaşacaklarını gösteriyor. Olsun; dilim döndüğünce ve mazlumlara zarar vermeden doğruları anlatmaya çalışacağım. Ekteki mektubu sizlerle de paylaşmaya karar verdim. Bunu, vasiyet hadisesinden ve yukarıda bahsettiğim görüşmelerden önce, gerçekleşmeyen bir “beraber görüntü verme” daveti üzerine yazmış ve Ramazan’dan az evvel Ali Heyet’e göndermiştim. Bir kere daha kasemle ifade ederim ki, Allah’ın rızasına uygun gördüğüm şeyleri yine O’nun hoşnutluğuna muvafık bulduğum zamanlarda -masumlara da zarar vermeme hassasiyetiyle- zarureten söylüyor ya da yazıyorum. Hiç kimsenin ajandasına göre hareket etmiyorum. Mektuptaki “mübâhele” teklifim, bütün müfterîler için geçerlidir. 14 Haziran Cumartesi günü, Youtube ASM kanalı’nda buluşmak üzere… *** Not: Mektubun resmini ekliyorum; fotoğraftan yazı okumanın zorluğunu düşünerek, metnini de aşağıya kaydediyorum. *** بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُون۪ي بِه۪ۚ فَلَمَّا جَٓاءَهُ الرَّسُولُ قَالَ ارْجِعْ اِلٰى رَبِّكَ فَسْـَٔلْهُ مَا بَالُ النِّسْوَةِ الّٰت۪ي قَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّۜ اِنَّ رَبّ۪ي بِكَيْدِهِنَّ عَل۪يمٌ “Hükümdar, ‘Onu bana getirin!’ dedi. Hükümdarın elçisi gelince, Yusuf (as) şöyle dedi: “Sen önce dönüp efendine soruver: O ellerini kesen kadınların zoru (maksadı) neydi? Şüphesiz benim Rabbim, onların fendini çok iyi bilir.” (Yusuf, 12/50) *** Muhterem ağabeylerim, Geçen Pazartesi günü Said Kaya ağabeyim telefon etti, heyet-i aliyyenizin bilgisi dâhilinde aradığını ve hâdim arkadaşlarımızın bir ricasını iletmek istediğini belirtti. Cevdet ağabey ile bir araya gelmemizin ve bir yemek/iftar esnasında bir video çekerek bunu kamuoyu ile paylaşmamızın bazı fitnelerin ve dedikoduların önünü alacağını, böyle bir teşebbüsün aktif hizmetteki kardeşlerimizi çok rahatlatacağını söyledi. Cevdet Ağabeyin bu teklifi memnuniyetle karşıladığını ve bizi ailece yemek ya da iftara kendi evine davet etmek istediğini belirtti. Öncelikle Hizmet’in selameti adına fikir çilesi çeken, böyle bir teklifi müzakere eden, girişimde bulunan ve beni davet eden herkese tek tek teşekkür ederim. Cenâb-ı Hak halis niyetlerinizi sürpriz ve hesapsız lütuflarıyla mükâfatlandırsın. Doğrusu serlevha yaptığım ayet-i kerimeyi boş bir kağıda yazıp cevap olarak gönderseydim kifayet eder ve isabetli olurdu. Hayır, kimseyi “melik” yerine koymuyor, kendimi de Hazreti Yusuf’a benzetmiyorum. Fakat malumunuz olduğu üzere, Kur’an kıssaları da evrensel mesajlar verir; zaman, zemin ve şahıslar üstüdür; içerdikleri hakikatler bizler için de bağlayıcıdır. Dolayısıyla, davetinizi emir telakki ederim; bununla beraber, ona icabetin asgari şartını ilahi beyanın açıkça ortaya koyduğunu da hatırlatmak isterim. Aziz ağabeylerim, Asım beyin programındaki sözlerim üzerine belki de Hizmet tarihinde hiç benzeri görülmemiş bir karalama kampanyasına maruz kaldım. Maalesef, o çirkin kampanyaya heyetinizin bazı fertleri öncülük ettiler. Hemen Hocaefendi’nin ardına saklanıp oradan ateş etmeye giriştiler; sanki ben Hizmet’in şahs-ı manevisini, Hocamızı ve heyetin tamamını hedef alıyormuşum gibi algı oluşturdular. Hazreti Yusuf’a Mısır’ın kadınları -haşa- ahlaksızlık isnat etmişlerdi, Yusuf Nebi de Melik’in davetini kabul etmeden önce bu iftiranın itiraf ve özrünü istemişti. Heyhat ki, aslında beni yakından tanıyan, o programdaki hiçbir sözümün yalan olmadığını pek iyi bilen, kimleri ve neyi kastettiğimi anlayan ama -denilenleri tekzip edemeyeceği ve onlara cevap da veremeyeceği için- şahsımı karalama yolunu seçen insanlar, hakkımda fuhuş isnadında bulunmaktan çok daha beter bühtanlara başvurdular; “Pakrudini, hain, ajanlaştırılmış, Hocaefendi’ye ihanet etmiş, Hocamızın mektuplarını yanında götürüp ona şantaj yapacakmış, Cemaati bölmek için iktidarla anlaşmış, bipolar hastası” gibi daha ne iftiralar ne iftiralar attılar. Emin olun, insanlar “Hakkınızda bunlar söyleniyor!” dediklerinde inanamadım, hatta bir iki insanı azarladım, “Bu Hizmet’in önündeki büyüklerimiz böyle şeni’ bir iş yapmaz ve öyle alçakça gıybet ve iftiralara tenezzül etmezler!” dedim. Bunun üzerine dört bir taraftan, bizzat ya da Zoom üzerinden yapılmış olan toplantıların ses kayıtları gönderildi. Üzüntü ve hayretimi ifade edemem. Ben karalansam ve insanlar nazarında sıfırlansam ne olacak ki? Fakat sevk ve idaresinde öyle müfterilerin de bulunduğu bir hareketin başarılı olması imkânsızdır. “Melikin atiyyelerini matiyyeleri taşır!” hakikati, hepimizin malumu ve marufudur. Bu dava Allah’ın davası ise -ki buna inandık ve inanıyoruz- içine düşülen çukur çok büyük ve hepimizi yutacak kadar derindir. İşte en çok da buna üzüldüm. Önce Youtube’da bir kanalda o iftiraları ses kayıtlarından dinletip cevaplarını vermeye niyetlendim. Bunun Hizmet gönüllülerini daha çok üzeceğini ve zalimlerin eline koz vereceğini düşünerek vazgeçtim. Muhterem Hocamızı ziyaret edip onun huzurunda müfterilerle yüzleşme yolunu seçtim. Muhterem Hocaefendi her zamanki gibi mülayemet ve şefkatiyle karşıladı; “Ben sevimsiz hırıltılara kulağımı kapattım, siz de öyle yapın; fırtınayı melteme dönüştürmek lazım.” dedi. Ben de bütün o iftiraları Allah’a havale edip yine müspet hareket sergilemeye çalıştım. Dallas’ta birkaç programa gidip “ayrılık gayrılık yok” mesajı verdim. Daha sonra yaz ve kış kamplarına katılıp dünyanın Hizmet’e ihtiyacını anlattım. Allah biliyor ki, fitneye alet olmamak için elimden gelen her şeyi yaptım. Neylersiniz ki, daha üç ay önce iki ayrı ülkeyi ziyaret eden iki üyenizin, cevap veremedikleri ısrarlı sorular karşısında yine hakkımda aynı iftiraları tekrar ettiklerini, “ajanlaştırılmış” bühtanıyla başlayıp “Daha burada açamayacağım neler var neler!” dediklerini öğrendim. Önce yine inanmadım, “O, belki evvelki sene, hadisenin sıcaklığı ile olmuş bir konuşmadır!” diye düşünmeye zorladım kendimi. Fakat, o meclislerde hazır bulunanların gönderdikleri ses kayıtları hüsnüzannımda yanıldığımı ortaya koyuyordu. Allah’a yemin ederim ki ben bu davaya bir an bile ihanet etmedim; hiçbir zaman başkasının elemanı ya da aleti olmadım. Neylersiniz ki, özellikle Cevdet abi ve MY hocayı kaynak göstererek, heyetin (bazı) üyeleri iftiralarına devam ediyorlar. Yirmi kişinin birden yarım saat beni karalamaları neticesinde muhterem Hocamızın ağzından ancak alabildikleri “Demek ki onun niyeti başkaymış!” cümlesini bin türlü tevil etmeleri yetmiyor, mezkûr iftiraları da seslendiriyorlar. Oysa Hocaefendi bir mürşit idi, bazen tebşîr bazen de inzâr ile terbiye etmeye, kimi zaman cemal kimi zaman da celal tecellîleri ile bize yol göstermeye uğraşırdı. Üç haftalık bedelli askerliğe gittiğimde daha ilk hafta sonu telefon etmiş “Osman hoca, herkesin şafağını annesi veya sevdiği sayar, senin şafağını da ben sayıyorum!” demişti. Ruhunun ufkuna yürümeden yaklaşık iki ay önce, kendisini en son ziyaretimdeki şefkat, sıcaklık ve iltifatlarına oradaki arkadaşlar şahit oldular. Bu türlü iltifatlarını yazsam kitap olur. Diğer taraftan, iyi bir kul olabilmemiz için serdettiği ikaz, tenbih ve hatta ahiret buutlu tehditlerini saysam, onlar da bir cilt oluşturur. Hal böyleyken, onun takdirlerini ademe mahkum edip hakkımızda olumsuz görünen bir sözünü dünya kadar büyüterek aleyhte kullanmak ve onu bir kısım iftiralara mesnet yapmak ne kadar ahlaki?!. Burada şu cümleyi yazmak zorundayım: Şayet Hizmet haricinde başka bir yere boynum bağlı ise, ajanlaştırılmışsam, Pakrudini isem, Hocaefendi’ye ihanet etmişsem, Cemaati bölmek için herhangi birileri ile anlaşmışsam…” Bütün bunlar üzerine mübâheleye hazırım. Bu iftiraları seslendirenleri mülaaneye çağırıyorum. Böyle olmadığını çok iyi bildikleri halde iftira edenleri de Allaha havale ediyorum. Hocamızın mektuplarından benim sorumlu olduğum 22 sene içerisinde, Zat-ı alilerine gönderilip bana teslim edilen ya da kendilerinin okuyup dosyalamam için verdikleri yaklaşık 40000 (kırk bin) mektup oldu. Onların her birini ayrı bir emanet bildiğimden, bir çocuğun çizip gönderdiği resmi bile atmadım. Hepsini klasörlere yerleştirip istiâb haddini tamamlayan her klasörü Hocamızın ana binadaki odasının çatı katına depoladım. Daha iki ay önce M. Yeşilyurt hoca telefon edip sorduğunda da telefonla bir iki mektubun yerini tarif ettim. Mektupların oradan hiç ayrılmadığını ilgilileri iyi biliyorlardı. Vazifeyi devredince Herkul şifrelerini vermediğim şeklinde anlamsız bir iftira seslendiriyorlar. Herkul’den kendim istifa ettim, neden bendeki evrakı teslim etmeyeyim ki! Ayrıca bütün şifreler ve ilgili resmi evraklar bende değil Tarık beyde idi, ben ayrılınca da o göreve devam etti. Dahası bendeki sesli ve görüntülü malzemeyi daha o gün Gökhan hocaya teslim ettim -kendisine sorabilirsiniz- ve muhterem Hocaefendi’ye de bu konuda tekmil verdim. Burada bütün iftiraların doğru cevaplarını sayıp dökerek vaktinizi almak istemiyorum. Sadece şunları da bilmenizde fayda mülahaza ediyorum; tezkiye-i nefis değil tahdîs-i nimet babından hatırlatacağım: Muhterem Hocaefendi’nin sohbetlerini, yazılarını, şiirlerini -bir talebenin yapması gerektiği üzere- hep kendimin gibi gördüm. Allah’a sonsuz hamd ederim ki, O, -Hazreti Üstad’ın ifadesiyle- Hocamızın eserlerine kendi malım gibi sahip çıkma, kendim telif etmişim ve bizzat yazmışım nazarıyla bakıp neşrine ve ehil olanlara iblâğına çalışma hissi lütfetti. Ona gereğince talebelik yapamadım ama ona ait işleri hep bir ibadet neşvesiyle yaptığımı söyleyebilirim. Bazen bir sohbet videosundaki tek bir kelimenin tashihi için yarım saat uğraştığım ya da birkaç şiirin hecelerinin sayımı, bir yazının kontrolü için saatlerce çalıştığım hiç az değildir. Halkaya dâhil bulunduğum yaklaşık 25 senenin 17-18’inde pazarım, tatilim, dışarı hayatım hemen hemen hiç olmadı; her gün saatlerce bilgisayarın başında Hocamıza ait işlerden biriyle uğraştım. Bunları da -inşaallah- bir nefis tezkiyesi ya da -haşa ve kella- bir minnet olarak değil, hissiyatımı beyan için kaydediyorum. Yoksa ne yapmış olursam olayım, Hocamızın ve Hizmet’in hakkını ödeyemem. Bu konudaki duygu ve düşüncemi tam ortaya koyması açısından ifade etmeliyim ki, onun eserleriyle meşguliyeti fakirhanemizin bereketi saydım. Aslında tebyiz işini talebe arkadaşlarımla beraber yapabilirdim. Fakat onlar zaten bir şekilde Hocamıza hizmet ediyorlar. “Evdekiler de nasiplensin!” diye her makalenin ya da sohbetin hiç olmazsa birkaç sayfasını kendim okuyup evdekilere daktilo ettirdim. Muradım, evimizin bir "Nur Fabrikası" olması ve Hocamızın eserlerinin neşrine vesilelik yapmasıydı. Bu arada, ekseriyetle yazıların mukabelesinden sonra Hocamız para verdi. Bir taraftan Zat-ı alilerinden iltifat görmenin ve hediye almanın hazzını duydum; fakat sanki o yazıların tebyizine mukabilmiş gibi bir his uzaktan içime gelince, onun hüznü ilk hazzı bastırdı. Onun lütfettiği paranın hemen hemen bütününü veya daha fazlasını “muavenet” olarak mağdur ve muhtaçlara gönderdim. Muhterem Hocamızın işlerini bedel karşılığında yapmış olmamak için onun mutfağından -onun bizzat eliyle verdikleri müstesnâ- bir hurma bile yememişimdir, yemişsem parasını tasadduk etmişimdir. -Buna haram dediğim ya da böyle davranmayanları kınadığım zannedilmesin, ben bir hissimi ifade ediyorum.- Orada kaldığım süre zarfında, oturduğum evin kirasını daha bursumu elime almadan ödedim, verilen miktar kira kesilerek hesaplandı. Öyle davrandım çünkü özellikle Zât-ı alilerinin işlerine mukabil dünyevi hiçbir ücret istemedim, beklemedim. Dairede kalmak, yine Hocamızın eserleriyle ve Hizmet’in işleriyle meşgul olmak isterdim. Hele böyle bir dönemde şehir şehir, ülke ülke dolaşıp kardeşlerimize mânevî destek sunmayı arzulardım. Fakat böylesi nasipmiş. Şimdi bir Amerikan üniversitesinde “Director of Muslim Life” pozisyonunda çalışıyorum. Yukarıda bahsettiğim üç ay önceki iftiraları da duyunca artık iyice içime ve okuldaki işime kapandım. Hiçbir programa gitmiyor ve hiçbir kimseyle de görüşmüyorum. Okuldaki -hiçbiri Türkçe bilmeyen- yüz öğrenci ile meşgul oluyorum. Burada üç beş öğrenciye Allah’ı (Subhanehu ve teala) ve Peygamberimizi (sallallâhu aleyhi ve sellem) sevdirmeye çalışırken ahirete yürümeyi umuyorum. İnşaallah, can emanetini teslim edeceğim ana kadar, yanlış tevil ve yorumlara sebep olabilecek hal, söz ve davranışlardan kaçınacak, Hizmet aleyhine tuzak kuranlara alet olmaktan uzak duracak ve elden geldiğince uhuvvet, vifâk ve ittifak ruhunu korumaya çalışacağım. Yukarıda da dediğim gibi, davetinizi de emir sayarım; problemin şahsi olmadığını ve Hizmetin selameti adına zaruri gördüğüm hususları huzurunuzda da anlatmayı isterim. Lakin bana atılan onca iftira ortada dururken ve kendilerine hakkımda yalan söylenen Hizmet gönüllülerinden de bir özür dilenmemişken, davetinize icabet etmem Hak katında zillet ve zulüm olur. Muhterem ağabeylerim, Bu kardeşiniz önemli değil. Ne yazık ki, olan Hizmet’e oluyor. Şahsi hesaplar ve ekipçilik bu mübarek dairenin temelini dinamitliyor. Biliyorum ki, sizin durduğunuz yerden işler farklı gözüküyor ve söyleyen de ben olunca bu cümleler tamamen tesirini yitiriyor, belki de bu üslubum bile üstenci ve kibirli algılanıyor. -Ne diyeyim, kalbimi de işlerin künhünü de Allah biliyor.- Öyle de olsa, ahiretteki hesap endişesiyle bunları yazdım. Hepinizin bu Hizmet dairesinde çok emekleriniz var. Bu kardeşiniz de Hizmet’i sizlerden öğrendi, adlarınızı senelerce destan kahramanlarının isimleri gibi zikretti. Allah sizinle bir örgü ve bir dantela ortaya koydu. Heyhat, her bencillik, haksızlık ve zulüm o örgü ve dantelanın ip ip dağılmasını netice verecektir. Sizler “ârif” insanlarsınız. Bütün bu ifadelerimi saygısızlık saymamanız istirhamıyla, şu ayet-i kerimeyi -işaret babından- hatırlatarak sözlerimi noktalayacağım: وَلاَ تَكُونُواْ كَالَّتِي نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِن بَعْدِ قُوَّةٍ أَنكَاثًا تَتَّخِذُونَ أَيْمَانَكُمْ دَخَلاً بَيْنَكُمْ أَن تَكُونَ أُمَّةٌ هِيَ أَرْبَى مِنْ أُمَّةٍ إِنَّمَا يَبْلُوكُمُ اللّهُ بِهِ وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ “İpliğini sağlamca eğip büktükten sonra çözen, böylece bütün emeği boşa giden zavallı kadın gibi olmayın: içinizden bir topluluk (sayı, güç ve daha başka dünyevî imkânlar açısından) diğer bir topluluk karşısında üstünlük sağlasın diye yeminlerinizi aranızda aldatma ve haksızlık vesilesi yapmayın. Gerçek şu ki, bütün bunlarla Allah sizi imtihan etmektedir. Şüpheniz olmasın ki Allah, ihtilâf ettiğiniz bütün meselelerde gerçeği size Kıyamet Günü apaçık bildirecektir.” (Nahl 16/92) Osman Şimşek 22 Şubat 2025
- May 19, 20257.1x their median
Yesterday, I was deeply honored to deliver the opening invocation at the graduation ceremony of the university where I serve. It was more than a speech — it was a prayer, a moment to pause and honor the sacred journey each soul has taken to arrive at this milestone. As I share the video and full text below, I do so with a heart full of prayers and love for all our dear brothers and sisters graduating this season — wherever you are. May your path ahead be filled with light, meaning, and gentle guidance. May Allah bless your journey ahead. Congratulations, Class of 2025. *** Full Text of My Commencement Invocation Dear Class of 2025, beloved families, devoted faculty, and cherished friends — May peace and blessings be upon you all. My name is Osman Simsek, and I serve as the Director of Muslim Life at Trinity College. It is both a profound privilege and a deeply humbling honor to offer today’s invocation as we mark this extraordinary milestone together. Long before we opened our eyes to this world, we were souls — breathed into existence by the Divine. From the unseen world, we were carried gently into this life through our mothers, entering this Earth not as owners, but as guests on a sacred journey. Each of us carries within a memory of that origin — a longing for the eternal, even as we walk the temporary course of this world. Your time at Trinity has been more than a chapter in your academic life. It has been a station on your soul’s journey — a place where you grew not only in knowledge, but in wisdom, patience, and awareness of who you are becoming. And now, as you prepare to step into the next chapter, degrees in hand and dreams in heart, I celebrate you — not only for what you’ve achieved, but for the resilience, compassion, and light you carry forward. Along the way, we come to realize something beautiful: that being human means welcoming all that life brings. We are not just travelers — we are hosts to every feeling, every thought, every joy, every sorrow. In this spirit, I share with you the words of a beloved 13th-century poet and spiritual teacher, Jalaluddin Rumi — who reminds us of the sacredness of being fully human: "The Guest House" This being human is a guest house. Every morning, a new arrival. A joy, a depression, a meanness — some momentary awareness comes as an unexpected visitor. Welcome and entertain them all! Even if they’re a crowd of sorrows who violently sweep your house empty of its furniture, still, treat each guest honorably. They may be clearing you out for some new delight. The dark thought, the shame, the malice — meet them at the door laughing, and invite them in. Be grateful for whoever comes, because each has been sent as a guide from beyond. May our hearts be just like that house — open, hospitable, and tender. Hearts that do not break when sorrow enters, and do not cling when joy arrives. Hearts that hold space for everyone — because in the house of love, there must always be a chair for every soul. May we seek purpose beyond ambition, and meaning beyond achievement. May our lives be guided by justice in our decisions, humility in our leadership, and mercy in our relationships. May we become builders of peace, companions to the lonely, and protectors of dignity — in our communities and in the world. And as we walk forward into the unknown, may our journey be blessed — with wisdom to see clearly, with fortitude to act kindly, and with hope that never fades. Amen. Thank you!
- Oct 25, 20255.6x their median
Bunları hatırlatma ihtiyacı hissettim. Gürültüye boğulsa ve manipüle edilse de, dünden bugüne ve yarına ışık tutabilecek pek çok konuya değinilmişti. Konuşmanın tamamına şu linkten ulaşabilirsiniz. https://t.co/tXLFzGlON2 https://t.co/OitXQ4bYsJ
- Apr 16, 20254.8x their median
🌟 CANLI YAYIN DUYURUSU 🌟 13 Ocak'ta @em_elegance YouTube kanalında yaptığımız programda söz verdiğim ve bir ay öncesinden gününü belirlediğimiz üzere, o hasbihalin tekmilesi olarak, "Mücessem Rahmet ve Hizmetin Dört Vesilesi" konusunu anlatmaya çalışacağım. Allah Teâlâ rızasına muvafık konuştursun ve hoşnutluğunu lütuf buyursun. 🗓️ 19 Nisan 2025 Cumartesi 🕗 Avrupa: 20:00 | İstanbul: 21:00 | New York: 14:00 📺 CANLI Yayında Buluşalım! 📍 Nur Pınarı Zoom & Elegance TV YouTube 📡 YouTube: https://t.co/fzolE8CYRe #CanlıYayın #MücessemRahmet #OsmanŞimşek #NurPınarı #EleganceTV
- May 4, 20264.2x their median
🔴Watch live ⚖️The Court will deliver its ruling in the case of Yasak v. Türkiye at a public hearing 🗓️ 5 May ⏲️11.30 a.m. https://t.co/DUc5k7eQNg 🔴En direct ⚖️La Cour se prononcera en audience publique dans l’affaire Yasak c. Türkiye 🗓️5 mai ⏲️ 11 h 30 https://t.co/DUc5k7eQNg
- Mar 19, 20263.5x their median
Ramazan gibi bayram da ilahî bir hediye; şükürler olsun bereket mevsimlerini lütfeden Rabb’e. • Ayların sultanındaki ibadet ve iyilikleriniz makbul, bayramınız da ebedi saadete numune olsun. • Mevlâ, sevdiklerinden ayrı olanları ve yalnızlık hisleriyle dolu bulunanları Kendi maiyyetiyle sevindirsin; mağdur ve mazlumlara tez zamanda inayet lütfetsin; hicret yollarında veya diyarlarında tutunmaya çalışanlara kolaylıklar ve başarılar ihsan eylesin; hepsinin yüreklerine sekine ve itminan indirsin!.. Hazreti Cebbâr, dünyanın dört bir yanında kavga, savaş ve zulüm mağdurlarının acılarına son verip yaralarını sarsın; her seviyedeki zalimlere de adaletinin tecellilerini göstersin. • Bütün insanlık için rahmet vesilesi olması duasıyla bayramınızı tebrik ederim.
Ranked by total interactions across everything we have tracked for this account, which is a longer history than the 30-day window the rates above use. The multiple compares each post to this account's own median.
Buy or sell Twitter (X) accounts - escrow-protected
PlayerSells is an escrow marketplace for Twitter (X) accounts. Every deal is protected, with no middleman risk.
Reading these numbers
A typical post picks up 143 interactions against 226K followers, an engagement rate of 0.063%. Posts are seen about 8.2K times each, and 1.74% of those impressions turn into an interaction. That is about 3.64% of the follower count, which is the gap between an audience on paper and an audience in a timeline. Posting runs at about 0.07 posts a day over the last 30 days, though only 7% of days saw any activity at all. Most posts go out around 16:00 UTC, and Tuesday is the busiest day of the week. Of the 2 posts sampled, 50% carry an image or video and 100% link out. The account's strongest tracked post pulled 3.3K interactions, about 23x its own typical post. Only 2 original posts have been captured so far, fewer than the 8 posts we want behind a median before treating it as settled. Read the figures above as an early measurement of this account, not as a finished profile of it.
- What is Osman Şimşek's engagement rate on X?
- Osman Şimşek (@osmansimsek_1) has an engagement rate of 0.063%, based on the median interactions across 2 original posts from the last 30 days against 226,199 followers. Replies, reposts and quote-posts of other people are excluded from that sample.
- Is that a good engagement rate?
- At 0.063%, Osman Şimşek sits above the 25th percentile of the 212,741 accounts in this comparison. Those comparison accounts are all large ones, because our scanning cadence is weighted towards big accounts, so this is a ranking among peers of similar scale rather than a ranking across X.
- Does @osmansimsek_1 have real engagement?
- There is not yet enough sample to rank this account against others of its size.
- When does @osmansimsek_1 post?
- Most posts go out around 16:00 UTC, and Tuesday is its busiest day, at roughly 0.07 posts per day across the measured window.